23 Mart 2009 Pazartesi

ses-len!




ses, dünyayı farketmektir, doğanın kendine yakışanı giymesidir, kelimelerin giydiği kıyafetlerdir. bir baloda lüks bir smokin veya varoşlarda yırtık bir pantolon.. aynı sözcüklerin meğer farklı sözcükler olduğunu sesler bize ses. müzik falan hep ses, inanılmaz.

la maison en petits cubes'u izlediğimden beri, seslere karşı zaafım fizan'dan görülebilecek boyutlarda, farketmemek elimde değil. algıda seçimimi yapmadan hemen önce, kulaklarım ve gözlerim arasında verilen mücadeleyi, kulaklarım kazanmakta o animasyonu izlediğimden beri. bir köpek havlamıyorsa benim gözümde bir değeri yok, gözüm değer verse, bir köpek gördüm galiba diye haykırsa bile, kulaklarım duymamazlıktan geliyor onu, köpek de kıvrılıp bir köşeye uyuyor, n'apsın? benim için ses, ışıktan hızlı. ya da gözlerim kulaklarımdan yavaş, hangisi bilmiyorum. tek bildiğim, kulaklarımın gün geçtikçe arsızlaşması, dünyada duyulmayan ses kalmayacak sloganıyla çıktığı yolda emin adımlarla yürüyor olması.

seslerle bir şeyler yapmak gerek, nutku tutacak bir şeyler, sadece konuşmak az geliyor bana sanırım. şu an ne yapacağımı tam bilmesem de, seslerle bir şeyler yapmak istediğimi biliyorum. iki-üç gün önce, yağmur ve kar beraber yağdı istanbul'a. gökyüzünde, birbirlerinden ayrı hasret dolu yolculukları, yeryüzünde kavuşmalarıyla son buldu. ezdim ben de onları, ettim romantizmin içine, ez(d)erken de çığlıklarını kaydettim telefonuma. dizlerini bükmüş, telefonunu ayaklarının yakınına uzatmış bir halde 4-5 dakika kadar yürüdüm kampüste notre dame'ın kamburu gibi. kimse ee, ne yani? demesin, bu bir adımdı bence, hatta bir çok adım, sesini bile kaydettim.

kulaklığımı havaya taktım, havayı dinliyorum. çok sessiz, çok sedasız bizim atomcuklar, bütün gürültüyü yapan insanlarmış.

kıpırdanmalar, titremeler, küçük, kararsız hareketler. çok daha anlamlısınız benim için şımarık günlük hayatsal hareketlere göre, çok daha gerçeksiniz.


- burası madrid'miş. madrid'de rüzgarla kıpırdanan o ağaçlardan biri olmak isterdim. rüzgara kaptırmış tango yapan, kendini bozmuş o ispanyol bulutlarla dalga geçmek.. yapraklarım da hışırdarsa* hele, tadımdan yenmem.

*önce şırıldarsa yazmışım, itiraf edeyim.

2 yorum:

mika dedi ki...

Yine güzel,yine güzel..ve fizana olan sempatin de gözümden kaçmış değil!

tirezege dedi ki...

e kaçmasın bir zahmet, bir dikili'deki depozitolu kola şişesi, bir de fizan.

fizan hakkında bir yazı yazıcam:)