12 Nisan 2009 Pazar

hastaya çorba

hastayım, epey hastayım. ateşim var, halsizim, güçsüzüm. omzum ağrıyor. sol omzum. ama o kadar garip bir ağrı ki, omzumun neresi ağrıyor anlayamıyorum. yoğunluk köprücük kemiğimin, omzumun o güzel yuvarlak kemiğine bağlandığı noktada gibi. ama değil gibi de. sanki kafamın solundaki, omzumun üstündeki o boşlukta bir yer ağrıyor ve onun ağrısı omzuma vuruyor. o denli çaresizim ağrı karşısında, ovsam ovamıyorum, merhem falan da sürülmüyor zaten havalara. ayrıca gözlerimi bir yerden bir yere çok hızlı çevirirsem, görüntü geç kalıyor, başım dönüyor. genel olarak bir nakavt söz konusu evet.

iki gün önce, fizik çalışmam ve ingilizce ödevi yapmam gerekirken, huzursuz bir şekilde uyumaya karar vermiştim 1-2 saatliğine. saat 6'ydı henüz, 8'de kalkar, ideal şartlarda(sürtünmesiz ve yerçekimsiz ortam) ingilizce ödevimi 1, olmadı 2 saatte bitirir, fizik çalışmaya başlarım diye düşünüyordum. uyandığımda saat 11'miş, miş diyorum çünkü uyandığım an hayatım boyunca dünyasal şeylerden en kopuk olduğum andır sanırım(saatin 11 olduğunu anlamadan önce kolumdaki kordonun saat olduğunu anlamam gerekti, öyle söyleyeyim). güvenliğin odama girmesiyle uyandım aslında, yoklama almak için odaları dolaşıyormuş. gözlerimi açtığımda, nerede olduğum, ne yaptığım, karşımdaki adamın kim olduğu hakkında en ufak fikrim yoktu. kendimi uykuya öyle koyvermişim ki, yüzyıllarca tabutunda uyuduktan sonra uyanan kont dracula şaşkınlığındaydım o an. elimdeki kalem ve kağıtla ne yapmam gerektiğini anlamamıştım, imza at dedi güvenlik, denileni yaptım. güvenlik odadan çıktıktan yaklaşık 5 dakika sonra, dünya tatlısı lambamı görmemle döndüm dünyaya diyebilirim. uyandığım an, uykunun en derin evresindeymişim ben, bünyeye reset atmışım resmen, gözlerimde dönen spiraller, ağzımdan akan bir salya varmış. böylesine uyuyabilmem korkutucu geldi bana.

dün gece hasta uyudum. tirtirtitreyerek uyudum. ya sabah kalkamayıp fizik sınavını kaçırırsam diye korkarak uyudum ben. başka bir huzursuz uyku daha yani. huzursuz uyku dünyanın en kötü şeyi bence. neyse, uykumun beni kandırma konusunda oldukça yaratıcı olduğunu biliyorsunuz(zürafaya binmek). bu sabah da, saat 7.30'da uyandığımda, bir şekilde saatin isveç saati olduğuna inandırdı uykum beni. birazcık da ateşin etkisiyle, saat isveç'de 7.30'sa burda daha beştirbeş, rahatlığıyla uyudum saf saf. hayır isveç saati nerden çıktıysa.. ayrıca meridyen, yerel saat kavramı falan zaten hak getire. isveç'de saat hiç bu sabahki kadar 7.30 olmamıştı benim için. öte yandan isveçli grup kent'le ilgili bir şeyler daha sıkıştırdı araya uykum ama, tam hatırlayamıyorum şu an, onları karşılamaya mı gitcekmişim neymiş, hey allahım. burdan uykuma sesleniyorum, isveç, zürafa falan bu tarz atraksiyonlara girmene hiç gerek yok ki, ben zaten senin her dediğine inanmaya hazırım sabahları. sonuç olarak türkiye saatiyle 9.30'da uyandım, sınava da apar topar yetiştim. burdan isveç'e selam ederim.

Hiç yorum yok: