23 Mayıs 2009 Cumartesi

şeyler


laptop - mouse - cep telefonu(klas başladığ) -hesap makinesi - asetat kalemi - 8gb usb stick - cüzdan - pasaport - fötr şapka - şapkanın içinde çakma wayfarer gözlük - lens kutusu - lens kutusunun içinde lensler - lens suyu - üstünde kaç gb olduğu yazmayan harici harddisk - 20gb ipod(gb'lara takmış vaziyetteyim) - ipod çorabı - gözlük - gözlük sileceği - kuru üzüm - kulaklık - C ve C++ Deitel & Deitel(kitap yani) - bebe kolonyası - mayonez - gözlük kabı - kurabiye - bant - 2 adet çakmak - 3 parça akbil(bu sene hariç son iki senenin akbilleri, biri iki parçaya ayrılmış halde) - indirilecek albümler listesi(kağıt yani) - kenny anahtarlığım ve anahtarları - 1lt. fanta - cam bardak - kulplu porselen bardak - termos bardak - post it - bir torba dolusu erik - bant 2 oldu - maket bıçağı - nokia usb kablosu - çengelli iğne - ikea'dan aldığım şirinlik abidesi lambam

bunlar da benim masamın üstünün sakinleri.

dağınıklık her şeyin elinin altında olmasıdır.

15 Mayıs 2009 Cuma

Nasıl?



Onu öptün mü?
Bilmek istiyorum çünkü..

Sen beni de öptün..

8 Mayıs 2009 Cuma

bana sık sık yaz

sık yazamıyorum bu aralar. ender gelişen yazı ataklarımda da konu aslında yazmak istediğim şeyden farklı gelişiyor. bugün manga ve duman konserlerini izledim ve onlar hakkında bir şeyler yazmamı beklerim değil mi, ama yazmıcam. çünkü sık yazamıyorum bu aralar ve klavyemin tıkırdadığı ender anlarda da ekranda bıraktığı iz benim düşündüğüm gibi olmuyor..

ha bu demek değil ki ben bloguma dert yanamıyacam. bugün 13.30'a kadar, 13.35 değil, haftaların birikimi bir ingilizce ödevini yapmam gerek. yaparsam kendimi çok mutlu hissedicem. yapamazsam nanay.

ayrıca bugün haftalardır yapmadığım için biriken bir çok işi yapmayı planlıyorum. yaparsam kendimi iyi hissedicem. yapmazsam kendimi kötü hissedicem(bu cümle için bir önceki cümlenin belirtili nesnesinden ve yükleminden faydalanamayacak kadar kötü).

sık yazmak zorunda değilim ki, nisan bile dört gündür bir şey yazmamış. ama yine de bu epey sık oldu.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

gel beraber köpek.

geçenlerde oda arkadaşım gökselle köpek olsaydık nasıl bir hayatı tercih edeceğimiz üzerine konuşuyorduk. o sokak köpeği olmayı istermiş, bense paris hilton'un köpeği olmayı istemiştim(o anlamda değil). o anda gelecek kaygısı taşımış olacam ki, zengin birinin köpeği olmayı bir güvence olarak görmüşüm.

şu ansa çoban köpeği olmak, kırlarda kuzuları kovalamak isterdim. adım çomar bile olsa sorun değil, dağlar bayırlar bana yeterdi. zaten bu aralar çayırlarda yayılma isteğim aldı başını gidiyor, kuzu bile olsam olcak yani, yeter ki çayır olsun. ve çoban olma ihtimalini en son düşünmem de garip. neyse, kendimi yeşilliklere vurmam yakındır.

demek ki insanın yaşamak istediği köpek hayatı 2-3 günde değişebiliyormuş, şimdi düşünüyorum da, paris hilton'un köpeği olmayı gerçekten istemem. oramda buramda pembe tokalar, fönler, kokular.. doğal olması gereken her şey yapay.. köpek sıkılır be. merak ediyorum paris'in köpekleri ağaç gövdesine çiş yapmanın mutluluğunu yaşamış mıdır hiç.. o köpekler için üzülüyorum dostum, gerçi bizim par'ın köpeği var mı bilmiyorum ama..

keh keh, yazı boyunca paris'le samimiyeti arttırdığım gözlerden kaçmasın :)