6 Ağustos 2009 Perşembe

duration of stay: 22

yok,
hayır var.
bir boşluk var,
ama ne,
bilemedim.
yazıcak bir şey yok.
tamam şimdi bildim.
istanbul - riga - tallinn - helsinki - tampere - helsinki - riga - istanbul
kuzey avrupa'da
2 tur.
ve
2 fotoğraf
bugünün sabahından.
hiçbir şey yoksa,
onlar var.
nasıl derler?
you made my day.


ne yapıyorum?
ne yaptığımı sanıyorum bilmiyorum,
aslında biliyorum,
ama utanıyorum
ya böyle bir şey değilse diye...

typography?
ııh mı,
değil?


5 Ağustos 2009 Çarşamba

i love you emrah

tv'siz geçen kışların ardından tv'li geçen yazlar. yani yurtta geçen bir kışın ardından evde geçen bir yaz.. yiğit'in oynadığı cem yılmazlı reklamı yeni görmenin verdiği heyecanla zaplıyorum. hikayenin burdan sonraki kısmı genel izleyici kitlesine hitap etmeyip, +18 ve olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlar akıllı işaretlerini içermekte,

trt1'den başladığım keyifli zapımda, trt3'ü takip eden şampiyonlar star,kanald,show ve atv'nin ardından, tgrt'nin kıyıda köşedelik görevini başarıyla devralmış fox ile başladı macera, fox soruyor diye bir program. cevaplamadan geçtim, cnntürk'deyse can dündar soruyor: neden? boş bıraktım ve hemen ilerledim, bu sefer de ibrahim tatlıses'e sorun. kafam soru işaretleriyle dolmuştu, neler oluyordu böyle, korkarak bastım ileri tuşuna, ve ask obama... kanter içinde kalmıştım, elimde tv kumandası, bakışlarım donmuştu ve elimde tv kumandası.. fox'dan obama'ya ne ivmeli bir geçişti bu, ben daha fox'un sorusundaydım. hayattaki bütün umudumu kaybetmiştim, tv'ye bağımlılığımız konulu ibretlik kliplerde yer alabilecek bir görüntüyle kalakaldım. gözlerim beynimden habersiz tv'ye bakıyordu, beynim onca soru karşısında zaten erimiş, pelt olmuştu ve işaret parmağım da beynimden habersiz ileri tuşuna bastı bir daha.. işte o anda doğdu hayatıma güneş gibi o, kraltv'nin kırmızı-mavi logosu pırıl pırıl parlıyor, emrah, seni öyle severim ki gözlerine inanamazsın diyordu aynı böyle bir maviyle. geçti, geçti dedim kendi kendime. ve emrah'a bir hayat borçlu olmanın getirdiği mahcubiyetle attım yazının başlığını, kapadım televizyonu.

ayrıca business channel geceleri ayıp ayıp klipler gösteren, insanların, selam kızlar ben 120 kiloluk 2.05 lik hidayet, arayın hidayete erelim - (kahverengi ayı rengi diye düşündüm), tarzı mesajlar yolladığı bir kanal haline geliyor. e bu da bi business..

- yazı bir yerinden sonra siyah olmuş, bir türlü düzeltemedim, sağlık olsun. bu benim çizdiğim bir sadi güran replikası. saat 7 olmuş, uykudan uyanma vakti..

edit: düzelttim, ama o kalan kısım siyah kalsın, evet emrah'a hayat borçlu olmamla ilgili olan kısım. oha bu renkle yazınca hiçbir şey okunmuyor! :)

4 Ağustos 2009 Salı

burası küçük yer


yaz geçiyor, aynı anda iki yazı kaldıramağımdan olsa gerek, yazmıyorum..

aa, yazıyorum! yazıyorum! (hiçbir zaman, - at var.. at var lan!! at var! havasını yakalayamıycam, biliyorum - of aradım aradım bulamadım karikatürü, link mink bişey yapcaktım yoksa yani, neyse)

yaz garip geçiyor ya, yaz garip geçiyor. şu anda can'ın evindeyim, matematik finalinden bir gece önce, bilgisayar başındayım. çünkü matematik finali de can'ın. sanırım bu dünyada bana ait olan hiçbir* şey yok. o yıldızı unutmayayım diye koydum, hiçbirin birleşik yazılma hikayesini anlatıcam size. yaz, garibim geçip giderken garip şeyler de oldu aslında, gasgarip şeyler. gas..garip.

yalnızlık, tek kişilik bir bavul almaktır eskimiş büyük bavulun yerine. dedem öldükten sonra babaannem yeni tek kişilik bir bavul aldı bu yaz..

izmir'de bir belediye otobüsünde, üstünde bugle boy yazan, eskimiş, koyu yeşil bir şapka takmış bir dede gördüm en arka koltukta. o şapkayı 18 yaşındayken almıştı eminim, ve yaşlanmıştı..

kırkağaç'tan, infaz bürosundan temiz kağıdı aldım geçtiğimiz hafta. içim bir hoş oldu, infaz edilmişim de temizlendi diye damgalanmış üstünde adımın yazılı olduğu bir kağıt sanki. oysa sadece sicilim temizdi. infaz bürosundan temiz kağıdı almıştım, belki tuvalet kağıdı bile alabilirdim, çünkü kırkağaç küçük bir yerdi ve küçük yerlerde her iş her yerden görülebilirdi.

ve mahallemizin trabzonlu bakkalında, bir kola, bir su! diye böldüğüm bir muhabbet;
+ hüseyin nereye ayrıldı abi trabzon'dan?
- bursa.
+ niye gitti abi o?
- parada anlaşamadık.
+ iyi topçuydu..
o sırada, parada anlaşamayanlar tatildelerdi belki sahil şeridinde, belki bodrum'da..

izmir kordon d&r'da;
+ afedersiniz burayla kim ilgileniyo? müslüm'ün paramparçayı yorumladığı cd var mı? alıyorum bunu sana, ama çok güzel yorumlamış bak.
o sırada müslüm'ün çığırdığı paramparça, kırkağaç'da bazı yürekleri yakıyordu belki de..

kırkağaç küçük yerdi, ama bir dolu şey oldu kırkağaç'da bu yaz. uçak bileti alamadım, üç fotokopici de kapalı olunca fotokopi çektiremedim ama, bir dolu şey oldu kırkağaç'da bu yaz..

- yıldız aklımda, ama unutmuş gibi yapıcam. burası bizim kafemiz, masanın üstündekiler de, kız kulesiyle galata kulesi.. özlem insana kartondan kuleler yaptırıyor..