31 Mayıs 2010 Pazartesi

içime işle



içime işle, tamam mı?

avaramu



ben bu şarkıyı birazcık seviyorum. yani öyle bir hayranlığım yok da, geçenlerde ekşisözlükte takılırken denk geldim, link vermişler, dinledim falan, pek sempatik.

şimdi de dedim bloguma koyayım, ama şarkının adını katiyen(tek t ve tek y ileymiş) hatırlayamadım. avara yazıyorum olmuyor, avare yazıyorum yok.. sonra avaramu yazdım umutsuzca, nakarattaki söz yani sonuçta, başlık açılmasını haketmiş bir öbek diye düşündüm. (ulen tam şu anda büyük harf kullanıyor muydum blogda unuttum ya. resmen şekilciyim lan, bir de parantezle başladık cümleye, heyallaam - evet kullanıyormuşum büyük harf, her noktadan sonra muntazaman bir boşluk bırakıp büyük harfle başlıyormuşum) neyse, bütün büyük harfler, alıp başlarını gittiler, bana kalansa küçük sessizliklersdjkedebiyatsasdgk. nerde kalmıştık, evet, avaramu yazdım, ve tam da düşündüğüm gibi, avaramu başlığındaydım. ilk bakışta zevkli döşenmiş, sade kendi halinde bir başlık olduğu her halinden belli oluyordu. kıymetli halılar, göze batmayacak şekilde yerleri süslüyor, ev sahibinin alçak gönüllü karakterini yansıtıyordusdakjdolmedebiyatyapmakfalanbirazçokkolaylan. neyse başlıkta zaten 3 entri var, "şarkının asıl adı awara hoon'dur. oraya bakalım." demiş billy shears. tamam dedim bakalım. gittik baktık, bir de ne görelim, 500 internal sörvör erör. bugünlerde çok olmaya başladı bu, devlet buna bir şey yapması lazım. neyse, sonuçta gördük ki şarkının asıl adı awara hoon falan değilmiş kardeşim. "doğru ismi awaara hoon olan çocukluk hatırası şarkı." demiş pekmezzz. dedim bak pekmezzz, o kadar güvenme kendine dedim, biz ne billyler gördük dedim, bu şarkı hintçe dedim, hintçe zor, hintçe hint-avrupa dil ailesinin değerli bir üyesi* dedim, falan derken işte kendimi awaara hoon başlığında buldum. ordan da linki buldum, dinledim. sonra kola falan koydum içtim de, oralar pek ilginç değil.

*kaynakça: http://tr.wikipedia.org/wiki/Hint%C3%A7e

24 Mayıs 2010 Pazartesi

a! buse!

Dün, resmen, günün, tiridine bandım.
Bugünün de suyunu sıkıp içicem.
Yaşasın erken kalkmak.

23 Mayıs 2010 Pazar

Gün kaybolmuyor


Saat daha 15:14 abi, inanılmaz! Ben nerdeyse yoruldum artık, uyku vakti geldi sandım bir an için hatta. Ama hayır, gün bitmek bitmiyor yahu!

Erken uyanmak, inanılmaz bir keşif. Bilim dünyasında çığır açması lazım bence. E daha saat 15:17 olduğuna göre, önümde koskoca 1 eski günlük* zaman var ders çalışmak için. Zaten uyandığımdan beri 1 eski gün geçti. Neredeyse 2 eski gündür ders çalışıyorum diyebiliriz. Güzel şeyler bunlar.

Gün, kaymağına henüz dokunulmamış yoğurt gibi şimdi, fırından yeni çıkmış köşelerinden tırtıklanmamış ekmek gibi, ne bileyim yeni doğmuş bebek gibi(oha). Gün gibi işte, gün gibi ortada.

*eski gün: saat 13:30 da falan uyandığım zamanlarda,uyanmamdan uyumama kadar geçen zaman dilimi. yaklaşık olarak, 11 saat 26 dakika.

gün kayboluyor

Uyanalı 3 saat 43 dakika oldu ama saat hala 10:43, normalde çoktan 16:30 yapmıştım. Erken kalkmak böyle bir şey.

waking up with sunbeams in my eyes



Bu şarkıyı bence, sabah doğan güneş söylüyor avaz avaz. O kadar parlak ve uyandırıcı...

21 Mayıs 2010 Cuma

arabesk



Biraz gerginim ve biraz sinirli. Genel bir hoşnutsuzluk hali var üstümde ve mutsuzluğa karşı bir yakınlık hissediyorum. Zamanımı boşa geçirmekten hoşlanmadığım halde ateşli tilkinin* de yardımıyla şahane kotarıyorum bu işi. Evet görmeyeli kotarmaya falan başladım ben. Şu an nasıl da düşünmeden yazdığıma şaşırdım, harfler damlıyor ekrana, birikiyorlar yanyana, göl oluyorlar.

Ya tamam, ders çalışmıyorum. Bunun milyonlarca sebebi var gibi hissetmeme rağmen tek görünür sebebin boşa vakit öldürmem olması pek huzurlu değil. Hem sadece vakit öldürmekten ders çalışamamak çok saçma bir şey, daha da hem, o milyonlarca sebebi sayıp dökemiyorum, bu çok fena bir şey. Bugün çalışırdım ben, ama uyanık kalmak sıkıcı geldi, uyudum ben de. Uyandığımda saat 8, Göksel keman kursundan gelmiş, hava kararmış, karın(olacak o kadın) acıkmış... Gün ahenkle bittim mevsimini yaşıyordu. Günün biter gibi olmasını-oldum-olası sevmem. Saat 8 civarını farketmekten hoşlanmam, aa saat ne çabuk 12 olmuş demeyi severim ve yorgun argın kendimi yatağa atmayı.. Uykum çoktan gelmiş de geçiyorken, mavi büro tipi sandalyemde deniz içmiş gibi ağırlaşmış oturmayı değil. Sayıp dökemiyorum evet, ya bir şeyler yapmam gerekirse mutlu olmak için sayıp döktüğümde? Ben burda mavi büro tipi sandalyede oturuyorum olm, başka bir şey yapamam bu hayatta.

Ben İzmir'e çok zamandır gidemedim tamam mı? Düşünmemeye çalışıyorum, çünkü çok düşünürsem ağlarım bile. Umarım yaz için İzmir'de güzel bir staj ayarlayabilirim, yaşadığım yerden kaynaklanan ekstra bir mutluluğa ihtiyacım var. Burdaysa her gün uçurtma şenlikleri falan olması lazım o mutluluğu hissetmek için. Çok özledim İzmir'de yaşamayı. Dört bir yanımın İzmir'de olmasını ve dört bir yanımın İzmir olmasını.

Burda mutlu değilim.
İstanbul'da olup, şu an bu mavi büro tipi sandalyede oturuyor olmaktan mutlu değilim.
Zamanın çok geçmiş olmasından mutlu değilim.
Lise 1'den beri falan baya zaman geçmiş ya..
Ben lise 1'de İzmir'deydim.

Paçam alınmış
aşağı
ve çıram yakılmış, yan bakılmış bana.


Şimdi biraz üşüyorum. Önceden kalorifer peteğine ayaklarımı uzatır da uyurdum ben. Sıcak olurdu.


*ateşli tilki: her ne kadar internette tanıştığım gizemli chat arkadaşımın nicki gibi gelse de kulağa, bildiğin firefox.

9 Mayıs 2010 Pazar

hurts*

feathers ne lan?