11 Ağustos 2010 Çarşamba

staj aforizmaları*

Stajda son 2 haftam, biraz boş geçmeye başlamadı desem, yalan söylemiş olmam canım, ne münasebet, sadece bir şeyler saklamış olurum sizden ve bence bu benim en doğal hakkım. O yüzden, stajımın hiç de boş geçmediğini söylerken en ufak bir rahatsızlık hissetmiyorum şu anda. Bir de bunca işimin arasında, ara ara telefonuma falan yazdığım, aman bunu unutmayayım da bloguma yazayım dediğim notları toparlayıp yazıcam şu an, siz hala bana yalancı diyorsunuz ya, bundan sonra ne düğünüme ne cenazeme.(dün geniş aile dizisinden duydum bunu) Neyse efendim, sizi gözlerimle gördüğümün, kulaklarımla duyduğumun, içine çektiğimin, içine çekildiğimin dünyasının(anasını sattığmın dünyası efekti vermeye çalıştım) kurşun gibi delici gerçekleriyle başbaşa bırakıyım.

- Bileklik alan adam zararsızdır bence. Hayatta takmam öyle şeyler diyen adamın zararlı olma ihtimali daha fazladır en azından.

- Bu fasulya 7,5 lira, hem kaynasın, hem oynasın.

-Geçenlerde bir köpek gördüm kampüste, o köpek kesinlikle bir yere gidiyordu. Gözlerdeki o gideceğim yere bir an önce varayım telaşı, o kararlılık.. Başka ihtimal vermiyorum.

- Bu aralar İzmir'de evde, bir vişne suyu içimi karşılığı alınmış şifreleriyle bağlanıyorum internete sokağımızdaki barların. (hobaaa, çok yılmaz erdoğansı olmadı mı ha? bu arada cümlenin doğrudüzgün, adamgibikonuşlannebuartistartistkafaaçtıniyice hali: sokaktaki barlara oturup bir vişne suyu içip, bardan istediğim wireless şifreleriyle bağlanıyorum internete, bu yani, ne gerek var ortamı germeye artist falan?) Neyse efendim, işte o internet o kadar yavaş, o kadar yavaş ki, download etmeye kalktığımda bir şeyi, upload yapıyor resmen.

- Ve keşfettiğim bir mutluluk daha.. (Polyana nasıl yazılıyor lan?) Pollyanna olma yolunda yolunda pipimi kestirmiş kadar olmamın sebebi**: Metronun kapısı kapanırken içeri süzülüvermek.. Ne büyük mutlulukmuş, mutlulukların şirin babasıymış adeta. O haketmişlik duygusu, o vakur eda, alında parlayan ter huzmesi, etrafa gururla bakmak.. İşte bunu seviyorum.

- Taa geçen ramazanda, Akçay'da yazmışım telefonuma, "Akçay'da çatal bıçak sesleri" diye.. Akçay'da top atıldığı sırada yürüyorsan sokaklarda henüz, kulağına gerçekten de o coca-cola'nın ramazan temalı reklamlarının fon gürültüsü gelir. Çatal-bıçak sesleri, dede-torun sesleri, türlüyü şahane pişirmenin verdiği mutluluğun yansıdığı sesiyle şen şakrak konuşan annenin sesi, anneyi öven, türlüyü de bir başka yapıyorsun hanım diyen babanın sesi.. Sonracığma, en küçükten bir büyük, genelde erkek olan çocuğun, ee ne zaman açıcaz kolayı diyerek vurguyu kolaya çakması ya da bakkaldan dönerken yolda mideye indirdiği iki tane 2,5luk kolanın kapakları avcunda, ooh bu masadakiyle 3 kapak oldu, gelsin tabak çanak haykırışı, torunuyla uğraşan dedeyi, uğraşma çocukla tahsin diye tatlı tatlı paylayan babaanne, top patlamadan hemen önce kapıdan dalan, terli, nefes nefese okuldan çıkmış gelmiş, en abi olan çocuk, yavrum oturulmaz terli terli, koş ellerini yıka sesleri, şenlikler, şakraklıklar.. İşte böyledir Akçay'ın Ramazan'ı. Şimdi de böyledir heralde, ben geçen seneden böyle hatırlıyorum.

- Son olarak Akçay'dan İstanbul'a gidiyoruz. Ey okuyan, Taksim meydanda, Garanti Bankasının önünde birini bekle, evet yap bunu ve gör ki, Garanti Bankasının önündeki herkes birbirini tanıyor, çok şaşıracaksın..

*aforizmanelan
**meğer pipi süzülememiş de o yüzden, hehe.

6 yorum:

nokta-i nazar dedi ki...

Egeeeee, sayende genclesiyorum. Super yaziyorsun kardescim, ailece seviyoruz cocugum, muvaffakiyetler dilerim evladim, berhudar ol.
Yaz ki okuyalim.
Blog komsun
(o da ne deme, ben seni next blog tusuyla buldum da:)
www.yaziliyoklama.blogspot.com

tirezege dedi ki...

teşekkürler, memnun oldum efendim:)

eylülist dedi ki...

seni hiç tanımıyorum, birkaç yazını okudum, beğendim ve ilk aklıma gelen soruyu sana sormak istiyorum. sanal olmayan hayatta çok konuşur musun? yoksa sadece kalemine mi vuruyor??

tirezege dedi ki...

canımın istediği kadar konuşurum, canımın istediği kadar yazarım.

eylülist dedi ki...

yanlış anlamadın umarım. dilini de kalemini de beğendim

tirezege dedi ki...

ah yok yanlış anlamadım, teşekkür ederim:)