8 Aralık 2010 Çarşamba

You bitch of a son



Bugün Bilge beni Maslak'da gördü, napıyorsun nereye böyle demesiylen işte ben de derse gidiyorum falan dedim miydi, birden dedi senin kampüsün Gümüşsuyu değil miydi, o öyle deyince ben durur muyum, yok değildi, yapıştırdım lafı, yok mok derken işte falan derken.. Neden böyle oldu? Baya zaman geçti yazmadan, dur toparlıycam yavaş yavaş.

Olay şu: Ben bu dönem evimin direği, derslerimin babası oluyorum da, yine oo Ege nerelerdesin sen ya? muhabbetlerine meze olmak istemiyorum. İşin kötüsü bu dönem bir de merhaba yerine, aa Ege baya kilo almışsınla başlıyor karşılaşma törenleri. 

Eve çıktığımı da bloga ilk kez yazmış oldum böylece. Sadece evin direği olmak değil, eve ekmek getirmek, evi çekip çevirmek, evdeki hesabı çarşıya uydurmak gibi, deyim ve atasözlerine konu olan birçok görevi de başarıyla yerine getiriyorum. Evle ilgili bir ton şey anlatabilirdim aslında, bu zamana kadar neden anlatmadım bilmiyorum. Polifill süper hafif dolguyla duvarlardaki bir kaç deliği kapatmamı, mutfak için aldığım Polisil nem emiciyi, sifonun suyunu maviye boyayan Bref aktif temizlik küplerini, yana yakıla gazetelik aramamı, gazetelik piyasasında fiyatların fahişliği karşısında çözüm olarak ortaokulda iş-eğitimi dersinde kendi ellerimle yaptığım makrome gazeteliği Kırkağaç'dan buraya getirmemi, bir elimde bavulum, diğer elimde bond tipi evrak çantası gibi taşıdığım gazetelik ve içinde kitaplarım, cd'lerimle yaptığım taksim-4.levent metro yolculuğunu falan ballandıra ballandıra anlatabilirdim. Ama dediğim gibi, oo Ege, nerelerdesin sen ya? sorularına cevap olmakla meşguldum yine bir süredir.Ve evet aldım biraz diye eklemekle cevabımın sonuna, hareketsizlikten heralde..  


Ayrıca evden bahsedince konu epey dağılırdı ama söylemeden edemezdim eminim, hemen hemen her gün yanından geçtiğim 4.Levent'deki Sapphire adlı gökdeleni yaptılar ya, şimdi kara kara düşünüyorlar bence içini nasıl dolduracaz diye. Boş kalsa da olmaz şimdi yani. Ben dedim 50. kattan sonrasına gerek yok diye. Bu arada, Sapphire, 66 katlı, 261 metre yüksekliğinde "şöyle" bir yer. İçine koyacak epey bir şey bulmuşlar gibi görünüyor. Hımmff.

Neyse bu arada konu monu kalmamışken hazır söyleyeyim, Cuma günkü Salon'daki The Magic Numbers konserinin heyecanı beni sarmış sarmalamış durumda. Son 3 öğrenci biletinden birini ben aldım, kaldı 2 tane. Müzik dinlemek için konsere gitmeyeli epey olmuştu.

Günlerden salırşamba, saatlerden 4.40. Uyumayalı da epey oldu. O zaman olmayalı epey olan şeyler olmaya devam etsin bakalım. Tabi olmalarını istiyorsak.

İyi gece.

*Şarkı Mirkelam&Kargo'dan, çok çok çok seviyorum. Yol şarkısı, yolculuk şarkısı, hayat şarkısı.. Alttaki de o şarkıyı ararken bulduğum bir web sayfası. Şifreni unutmusan? O zaman endirme keçidi yok sene. Faylı endir sen.



1 yorum:

Erhan dedi ki...

Guzel bır blog.tasarımını da etkıleyici buldum.bloguma da beklerim en yakın zamanda

http://erhanncetinn.blogspot.com/