10 Aralık 2011 Cumartesi

hadi be..


The Loneliest Whale in the World.

In 2004, The New York Times wrote an article about the loneliest whale in the world. Scientists have been tracking her since 1992 and they discovered the problem:

She isn’t like any other baleen whale. Unlike all other whales, she doesn’t have friends. She doesn’t have a family. She doesn’t belong to any tribe, pack or gang. She doesn’t have a lover. She never had one. Her songs come in groups of two to six calls, lasting for five to six seconds each. But her voice is unlike any other baleen whale. It is unique—while the rest of her kind communicate between 12 and 25hz, she sings at 52hz. You see, that’s precisely the problem. No other whales can hear her. Every one of her desperate calls to communicate remains unanswered. Each cry ignored. And, with every lonely song, she becomes sadder and more frustrated, her notes going deeper in despair as the years go by.

Just imagine that massive mammal, floating alone and singing—too big to connect with any of the beings it passes, feeling paradoxically small in the vast stretches of empty, open ocean.

*burdan

6 Aralık 2011 Salı

Tanım:

Patates yerken, parmağını patates sanıp ısırmış bir insandır Thalia.

Benimkinden cacık olmaz.

Hatta o ödevi yapmakta olduğun programı kapatırken değişiklikleri kaydetmeden çıkıyorsan eğer, o ödevden cacık olmaz demektir.

Benim umudum yok.

Ödevini yapmak yerine, mail kutunun spam bölümüne doluşmuş mailleri kontrol etmeye başladıysan eğer, o ödevden umudun yok demektir.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Kamuoyuna duyurulur.

Haksızlık yapmışım lan kamuoyu sana.

İnsanlar ne görüyorsa onu söylüyormuş resmen. Neden "insanlar birlik olmuş, hem de hiç şişmanlamadığım halde, bana çok kilo almışsın demek için sözleşmişler." psikolojisine girmiştim, bilmiyorum. 4 ayda 10 kilo gibi bir şey verdim ve insanlar beni gördüklerinde, Ege sen baya zayıfladın, taş gibi oldun, maşallah bir içim su falan diyorlar resmen.

Nazar değicek lan. O kadar da abartma kamuoyucum.

İmza: YaqıshıqLı88

25 Kasım 2011 Cuma

Beni yormuş.

Akbil doldurmak ilginçliğini kaybettiyse artık, İstanbul seni yormuş demektir.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Aktar

Bugün saat 5.30'daki vizeme gitmek için evden çıktım, metroya bindim. Vizem o kadar kötü geçti ki, metroyla eve dönerken aktarma yaptım. Düşün.

Savulun, öğüt vericem!

Sayın okuyucum, eğer henüz liseye falan gidiyorken düşmüşse yolun bloguma, çok şanslısın, gözlerini aç da oku.

İnsan ailesiyle en güzel zamanlarını geçirirken, salak salak liseye falan gidiyor oluyor. İnsan ailesiyle en güzel zamanlarını, hayatının en aptal olduğu döneminde geçiriyor. İşin kötüsü, o zamanların, ailesiyle geçirdiği en güzel zamanlar olduğunun pek farkında olmuyor insan.

Sayın okuyucum, eğer henüz liseye falan gidiyorken okumuşsan bu yazıyı, farkında ol he mi? Kıymetini bil. Sonra özleyeceksin. Ailenle ilgili gördüğün kötü bir rüya bile yetecek tüm gününü kötü geçirmene. Bunun farkına şimdi var, sonra ağlama diye söylüyorum. Yoksa en sonunda, ailenden ayrı düştüğünün farkına vardığında, ailen zaten senin için çok fazla şey yapmış olacak. Kıymetini bilmeden geçirdiğin yıllar içini daha çok yakacak. Daha az yaksın diye söylüyorum.

Hadi bırak zaten okulda görüştüğün arkadaşlarınla bütün akşam chatleşmeyi, kapat facebookunu, bırak bu yazıyı okumayı ya da çıkar kulaklıklarını. Çık odandan, git oturma odasına, sizinkilerle meyve yiyin, çay için, beyaz show falan izleyin ne bileyim.

Yıllar sonra bloguna böyle satırlar yazarken, klavyen ıslanmasın tuzlu tuzlu diye söylüyorum. Ağır pahalı alet, nene lazım. Hadi.

Sayın okuyucum... Hadi...

Bak çok içten söylüyorum...

14 Eylül 2011 Çarşamba

Vıııınnn...

Saat 02:55 am. Gözlerimi açtım. Şöyle bir doğruldum. İzmir'deyim. Uzanıp ışığı yaktım. Duvara sırtımı dayayıp, bacaklarımı öne uzattım, yarım saat öylece oturdum. 3 kere geldi, 2'sinde kaçırdım. Ama sonunda trake borularını s.ktim or.spu çocuğunun.

Saat 03:25 am. İyi geceler, tatlı rüyalar.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Yaz Yağmuru - Bölüm 1

Selam,

Bak sana ne anlatıcam. Dur, yaseminli yeşil çayımdan bir yudum daha alayım, başlıycam. Yalnız sol elimin serçe parmağı tuşlara çok iyi basamıyor, idare et. Ve her yarım saatte bir kaldırıp gezdirmem gerekiyor popomu, bir mahsuru yoksa eğer. Serçenin bir yanındaki parmak da uyuyor arada bir serçeye. Ama sen boşver onları.

Bak sana bir şey anlatıcam. Bundan yaklaşık 3 ay önce başlamış ve daha bitmemiş bir hikaye. Ben bile çok da inanmıyorum hala, bazı bölümleri abartılı geliyor. She Wants Revenge dinliyorum şu an, t-shirtümün sağ kolu omzuma kadar kıvrılık. Arada bir açılıp düşüyor t-shirtün kolu omzumdan aşağı, sağ kolumu yakıyor, kolum yanıyor da, ancak öyle hatırlıyorum sana bir hikaye anlatıcağımı. Dedim ya, çok da inanamıyorum ben bile. Diyorum bütün bunlar mı oldu 3 ayda. Diyorum bütün bunlar 3 ayda mı oldu. Diyorum nereye gitti benim yazım. Diyorum bu yaz mıydı. Diyorum aa, Eylül gelmiş..

3 ay önceydi biliyor musun? Seçim falan vardı yurtta, cihanda ne olduğunuysa merak ediyordum. İzmir'deydim, İzmir güzel yer.. Güneş parlak, dünya parlak, göz alıcı orda. Oy kullandım İzmir'de, oyum hiçbir işe yaramadı benim. Oy kullanmanın yanında çok da gezdik biliyor musun? Annem ve ben çok gezdik 3 ay önce İzmir'de. Günlerden bir sabah, artık gezecek yer kalmamıştı. Gerçekten de, gezecek, gidecek bir yer daha olsaydı, oraya giderdik o sabah, orayı gezerdik. Ama yoktu heyhat, kalmamıştı..

O zaman karar vermişiz yazımızı değiştirmeye, bırak yazı, yazgımızı, hatta hayatımızı değiştirmeye. O zaman bilmiyoruz tabi. O zaman bilmiyoruz bir bakmışsın Eylül olacak, denize 5-6 kez girebildim diye sevinecez, kulaç atınca ben alkışlayacaz falan.. O zaman nerden bilelim lan? Ne bilelim bütün yaz boğazlı kazak giymiş kadar olacağımı. Müneccim miyiz biz..

Biz ne yaptık biliyor musun o sabah? Anlatıcam, anlatıcam ama önce biraz popomu gezdirmem gerek. Sandaletlerimi de çıkarmışım otururken, giymek biraz zaman alıyor. Sağ ayağım iyi anlaşıyor sandaletle ama sol hala biraz yabancılıyor. Bu kadar uzattığım için özür dilerim, ama çok da anlatasım yok anladın mı? Sağ kolum zaten yanıyor, bir de sen trip atma nolur. Hadi kaçtım ben şimdilik, merak etme her şeyi anlatıcam..

Alıştıra alıştıra..

O sabah, 15 Haziran'dı. Doğumgünümden 4 gün öncesi, yenidendoğumgünümdense 1 ay..

   

17 Mayıs 2011 Salı

Bağa mı dedin? Bağa?!



Birkaç birikmiş şey var, yazayım gitsin.

- Artık hep enine çizgili t-shirtler giymeyi düşünüyorum. Çünkü boyuna çizgili giyerek ince görünebilecek aşamayı çoktan geçtim. En azından, enine çizgili giydiğim için şişman görünüyorum derim:)

- O 50 kuruşluk sulardan her içişimde, son yudumumdan 10 dakika sonra kesin bi işiyorum. Ondan 15 dakika sonra da kesin bir daha işiyorum. Hiç şaşmıyor, %100 garantili, çalışıyor. Hayır bunun suyun fiyatıyla bir alakası yok, sadece şişenin kaç cl olduğunu falan bilemedim şimdi, nitelemenin tek yolu uğruna döktüğüm kuruşlardı.

- Bu arada Taşkışla tuvaletleriyle ilgili son 2 yazıma yapılan yorumlar yazmayı düşündüğüm, "Yıl 2050: Taşkışla'da bir tuvalet gurusu" başlıklı, Taşkışla tuvaletlerini anlatacak yazımı piç etti resmen. Tüm Taşkışlayı dolaşıp bütün tuvaletlerin yerini çıkarıp yazıcaktım, sonuna da ben bu işe ömrümü adadım yiğen diye imza atacaktım, olmadı, siz de fikri takdir edersiniz artık, teşekkür ederim.

- Hani finaline girdiğim ATA101 dersi var ya, Taşkışla'da olan hani, biten, bitti işte o, bitti ya, finalinden 100 almış olabilirim. Ama konumuz o değil, konumuz dönem içindeki alelade bir ATA101 dersi... Bendeniz oturmuş dersi dinliyordum. Ama müthiş uykum vardı, müthiş yani, saygı duydum resmen, aman dedim uyku sen neymişsin be abi dedim. Bir yandan da kahramanca mücadele ettim kendisiyle. Bütün konstantrasyonumu kafamın düşmemesine harcıyordum... Kafam düşmeyecek, kafam geçilmez! derken çatt! diye bir ses geldi birden abi, bir baktım elim düşmüş! Lan resmen elim düşmüş uykudan, elim uyumuş düşmüş! Çok şaşırdım ya, hoca ne yapıyorsun evladım? dedi, hocam, elim düştü galiba, diyebildim..

- Kuşlar inanılmaz şirin değil mi? Thalia'nın blogundan çarptım;) Hele de arkadaki boynunu uzatıp aşağı bakan.


10 Mayıs 2011 Salı

TSK vs Polis Vol2

Evet şimdik şöyle oluyor. O metroda dönen video Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değil, Türk Hava Kuvvetleri'ninmiş. Şimdi girdim Türk Hava Kuvvetleri'nin sitesine baktım, bu sene de Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. yılıymış. Sanırım bu videoda da belirtiliyor, şimdi 100. yıl logosunu görünce websitede tanıdık geldi çünkü, videoda da görülüyor galiba logo.

Ayrıca benim panoda polis posteri gördüğüm haftaysa Polis Bayramı haftasıymış.

Neymiş, amatör olarak siyasetle, politikayla ilgilenirsen, bir de üstüne komplo teorileri üretirsen, işte böyle olurmuş...

Sizin de içinize dert olmuştu zaten, iyi oldu açıklığa kavuşturduğum di mi?

4 Mayıs 2011 Çarşamba

ATA101 önceleri günceleri no:1 ek:1

... Hadi dedim başka bir tuvalet daha bulayım, kocaman şatoda tek bir tuvalete muhtaç olmayayım. Başladım işaretleri takip etmeye... Kızlar tuvaleti tamam, etek giydirilmiş çöp adam figürü, ama erkekler tuvaletinin işaretinde 3 tane çöp adamın yan yana duruyor olmasını garipsedim. Ama neyse dedim, yani belki pisuvarlar ve erkekler tuvaleti konseptine bir tür taşkışla yorumu falandır:) Okları takibe devam ettim, kızlar tuvaleti koridorun sonunda belirdi, sevindim, hemen yanıbaşında Taşkışla'da keşfettiğim ikinci erkekler tuvaleti yer almalıydı çünkü. Yürümeye devam ettim, koridorun sonuna geldiğimde anladım ki kazın ayağı öyle değilmiş(kaz ne alakaysa şimdi). Yan yana dizilmiş 3 çöp adam, asansör demekmiş meğer. Tüm bulabildiğim bir kızlar tuvaleti ve yanında bir asansördü...

Bugünlük pes ediyorum yeni bir tuvalet bulma konusunda, zaten dönem de bitiyor, git evine işe değil mi?

Haydi kalın sağlıcakla... (kazın ayağından sonra iyi gitti bu)


ATA101 önceleri günceleri no:1

Şu an, her Çarşamba saat 12.30'dan 15.30'a kadar olan boş zamanımda, Taşkışla'da kantinde oturmuş zaman geçirirken bloga bir yazı yazmaya karar verdim. Yalnız yanlış yere oturmuşum sanırım herkes bana bir şeyler soruyor, maillerine bakmak isteyen, hatta CD'ye bir şeyler yazdıran biri bile oldu. Sadece Çarşambaları bulunduğum bu fakültede yalnızca bir tuvaletin(baya tuvalet olmalı burada oysa), ATA101 sınıfının ve kantinlerin yerini biliyorum. Bilgisayar laboratuvarı nerede, çevre bilimleri araştırma ofisi(böyle bir şey dedi sanırım, evet) nerde falan hiçbir fikrim yok. Her Çarşamba bloga yazmaya şimdi karar vermem de çok saçma olmuş. Zaten haftaya Çarşamba ATA finali var, sonra da dönem ve dolayısıyla Taşkışla ATA101 önceleri günceleri bitiyor. E iyi bu günce kısa ve öz olsun zaten, yazar söylemek istediklerini tek bir cilte sığdırdı.

Zaten milyonlarca blog varken, neden benimkini okuyasınız ki...

3 Mayıs 2011 Salı

Mabel Matiz @ İKSV Salon


Önce dinle, çünkü söylese o, ben söyleyemem.


Cuma akşam 21.30'da, Mabel Matiz diye bir adam, İKSV Salon'da konser verecekmiş, salı akşamı saat 23.30 gibi, ders çalışmasam da ne yapsam konulu late night show'da biletix'in websitesine bakarken gördüm. Ertesi gün, İstanbul'daki biletli etkinliklerden, arkadaşlarımın facebook iletilerinden ve Spor Toto Süper Lig'den soru çıkmadığı için pek de iyi geçmeyen sınavımdan çıktıktan sonra hemen İstinye Park'ın yolunu tuttum. Mabel Matiz diye bir adam dediğime bakmayın, severdim yani, arada dinlerdim şarkılarını güneşler battıkça. Neyse aldım hemen 2 bilet, biri Thalia'ya, biri bana. Sonra Cuma'ya kadar hep konser oldu konusu late night showların ve Perşembe günkü sınavımda da Mabel Matiz konserinden hiç soru çıkmadı ne yazık ki...


Neyse, gel zaman git zaman, Cuma geldi çattı zamanın gidip gelmesine pek gerek kalmadan. 2 gün yani sonuçta çabucak geçti, hiç yormadı, üzmedi, hemen geliverdi. Burdan Cuma'ya teşekkürlerimi sunuyorum. Dedim ya, Cuma çabuk geldi, ama öyle sessiz sedasız gelmedi, Thalia'nın parmağının yarısını götürüp de geldi. Bunun yanında dönemin son Lojik Devreler laboratuvarında dönemin en iyi tur zamanına imza attım falan da, muhtemelen o multiplexerın verileri nasıl bir ahenkle seçtiği, o decoderın ortamda çözülmedik kod bırakmaması falan sizi pek ilgilendirmiyordur, o yüzden oraları geçiyorum.


Sonuçta saat ona yirmi kala ben, Thalia ve Thalia'nın sargılı parmağı  İKSV Salon'a teşrif ettik. Ortam beklediğimizden epey farklıydı. Magic Numbers konserini izlediğim aynı salon bu sefer sanki misafir odası olarak tekrar düzenlenmişti. Yaklaşık 20 kadar masa, etrafında 4'er sandalye ve masalarda birer kandille İKSV Salon, gerçekten de baya bir salondu... Biz 2 dakika sonra masamıza oturduktan 2 dakika sonra da Mabel Matiz çıktı, sahnedeki sandalyesine oturdu. Konser şahane başladı, şahane devam etti ve şahane bitti. Adamın yaptığı her şarkı güzel, biz zaten Arafta'yı, Filler ve Çimenler'i, Söylese O Ben Söyleyemem'i falan biliyorduk, konserde ilk kez dinlediğimiz her şarkıyı da çok sevdik. Özellikle Binali'nin Yemekleri konserin doruk noktasıydı. Bir yerden buldurabilsem koyacaktım bloga ama, Mabel Matiz dediydi, albümde yok, hiçbir yerde yok, daha önce de hiç çalmadık dediydi. Ayrıca sahne üzerindeki perdeye yansıtılarak müziğe eşlik eden, şarkılarla eş zamanlı çizilen görseller de özellikle gitar sololarda konseri bambaşka boyutlara taşıdı. Mabel Matiz'in konserin sonlarına doğru, "Napalım şimdi yalandan bi içeri girip alkış falan mı bekleyelim bis için, yoksa bis için ayırdığımız parçaları çalmaya devam mı edelim?" diye sorması çok eğlenceliydi. Ki zaten bis başlı başına bambaşka bir olaydı. Çünkü bir iki güzel şarkıdan sonra sahnede birden Teoman belirdi. Sanırım Mabel Matiz'in bu konserdeki tek hatası da bu oldu. Teoman sahneye çıktı, sandalyeye oturdu, gitarını aldı kucağına ve birden Mabel Matiz gözüme Fırat gibi göründü resmen. Adamın konser boyunca oluşturduğu karizma bir anda yerle bir oldu. Aman Teomandaki nasıl bir duruştur, nasıl bir gitar tutuştur yareppim, Mabel Matiz'i resmen otoyolda dinlenmek için kenara çekmiş, çömelmiş salatalık yiyen kamyon şoförüne döndürdü. Neyse Teoman beni de Fırat'a döndürmeden devam edeyim ama gerçekten konserin festivale dönüştüğü andı Teoman'ın sahneye çıktığı an. Birlikte önce Teoman'ın bir şarkısını, sonra da Mabel Matiz'in Arafta'ını söylediler. Özellikle Arafta'ın nakarat melodisini Teoman çok beğenmiş olacak ki, şarkı bittikçe şarkıya o noktadan tekrar tekrar girip uzattı, komikti.

Çoook uzun lafın kısası, konser muhteşemdi. İKSV Salon, gerçekten müzik dinleme yeri. Çok keyifli, aklımda iz bırakan anılara dönüştürüyor konserleri ikidir, ki bu güzel bir şey... 

28 Nisan 2011 Perşembe

TSK vs Polis



Türk Silahlı Kuvvetleri'nin videolarını görüyordum metroda, o outdoortv ekranlarında. Böyle teyyareler, çağının ötesinde teknolojiler, ufuk çizgisini mi ne ayağımıza getirmeler. Beğendim videoyu, uçağın içinden el sallayan pilotu falan çok sevdim, güzel olmuş video ellere sağlık. Herhalde bir şeyin yıldönümü falan diye düşündüm, baktım sitesine ama, yıldönümüyle ilgili bir şey göremedim. Biraz garip göründü bana Alpella çikolata reklamından sonra TSK reklamı izlemek, yani neden reklam vermişler ki diye düşündüm.


2-3 gün sonra yine metroda, bu sefer panolarda, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün, yani polisin posterlerini gördüm. 2 pano sonra da İşbankası reklamı için pozlar vermiş Mehmet Ali Alabora, garip yani. Kime neyin reklamı yapılıyor ki diye düşündüm. Ayrıca bu posteri beğenmedim, pek özenilmemiş ve aceleye gelmiş sanki.

Neyse bence gövde gösterisi gibi bir şey bu. Yani önce TSK, buradayız, güçlüyüz diyor. Ardından hükümet Polis D5'e* diyor. İki kurum da bizi korumak için var, iki kurum da aynı amaca hizmet ediyor. Ama benim sezdiğim bu kutuplaşma iyi bir şey değil. Sonra o bunun karşısına 20000 genç yığıyor, beriki her türlü gireriz abi diyor, bu iş böyle gidiyor. Belki de ben kendi kendime gelin güvey oluyorumdur. Yani böyle politik molitik konularda yeniyim sonuçta :D

Ha bu arada bence TSK her türlü alır bu maçı:P 

*satrançta bir piyon hamlesi.

Tesettürde isim kıtlığı

Tekbir, Aker, Akber, Ekber Giyim ve daha niceleri. Allahuekber kelimesinin harflerinin kombinasyonlarından başka isim mi yok allasen? Ayrıca ben kombinasyonla değil de, modla, medyanla ilgili bir şeyler beklerdim. Bak beni de şaşırttın allah canını almasın.

Birkaç çarpıcı, şok edici, kışkırtıcı isimli firma da varmış tabi. Mesela, Armine, Yaren, Ugoza Giyim falan gibi ama, yetmez.

Buna devlet bir şey yapması lazım. Bu arada devlet dedim de, bu devlet de bi garip, bir zekasızın(bak gerizekalı bile demiyorum) 20 milyar doları olsa napardı, herhalde Karadeniz'den Marmara'ya kadar çukur kazıcam ben derdi, kamyonları vın vın yaparak izlerdi falan. O yine bir yere kadar mantıklı, düşününce 73 milyon insanın sorumluluğu yok o idiotun üstünde sonuçta. Devletinse...

19 Ocak 2011 Çarşamba