17 Mayıs 2011 Salı

Bağa mı dedin? Bağa?!



Birkaç birikmiş şey var, yazayım gitsin.

- Artık hep enine çizgili t-shirtler giymeyi düşünüyorum. Çünkü boyuna çizgili giyerek ince görünebilecek aşamayı çoktan geçtim. En azından, enine çizgili giydiğim için şişman görünüyorum derim:)

- O 50 kuruşluk sulardan her içişimde, son yudumumdan 10 dakika sonra kesin bi işiyorum. Ondan 15 dakika sonra da kesin bir daha işiyorum. Hiç şaşmıyor, %100 garantili, çalışıyor. Hayır bunun suyun fiyatıyla bir alakası yok, sadece şişenin kaç cl olduğunu falan bilemedim şimdi, nitelemenin tek yolu uğruna döktüğüm kuruşlardı.

- Bu arada Taşkışla tuvaletleriyle ilgili son 2 yazıma yapılan yorumlar yazmayı düşündüğüm, "Yıl 2050: Taşkışla'da bir tuvalet gurusu" başlıklı, Taşkışla tuvaletlerini anlatacak yazımı piç etti resmen. Tüm Taşkışlayı dolaşıp bütün tuvaletlerin yerini çıkarıp yazıcaktım, sonuna da ben bu işe ömrümü adadım yiğen diye imza atacaktım, olmadı, siz de fikri takdir edersiniz artık, teşekkür ederim.

- Hani finaline girdiğim ATA101 dersi var ya, Taşkışla'da olan hani, biten, bitti işte o, bitti ya, finalinden 100 almış olabilirim. Ama konumuz o değil, konumuz dönem içindeki alelade bir ATA101 dersi... Bendeniz oturmuş dersi dinliyordum. Ama müthiş uykum vardı, müthiş yani, saygı duydum resmen, aman dedim uyku sen neymişsin be abi dedim. Bir yandan da kahramanca mücadele ettim kendisiyle. Bütün konstantrasyonumu kafamın düşmemesine harcıyordum... Kafam düşmeyecek, kafam geçilmez! derken çatt! diye bir ses geldi birden abi, bir baktım elim düşmüş! Lan resmen elim düşmüş uykudan, elim uyumuş düşmüş! Çok şaşırdım ya, hoca ne yapıyorsun evladım? dedi, hocam, elim düştü galiba, diyebildim..

- Kuşlar inanılmaz şirin değil mi? Thalia'nın blogundan çarptım;) Hele de arkadaki boynunu uzatıp aşağı bakan.


10 Mayıs 2011 Salı

TSK vs Polis Vol2

Evet şimdik şöyle oluyor. O metroda dönen video Türk Silahlı Kuvvetleri'nin değil, Türk Hava Kuvvetleri'ninmiş. Şimdi girdim Türk Hava Kuvvetleri'nin sitesine baktım, bu sene de Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. yılıymış. Sanırım bu videoda da belirtiliyor, şimdi 100. yıl logosunu görünce websitede tanıdık geldi çünkü, videoda da görülüyor galiba logo.

Ayrıca benim panoda polis posteri gördüğüm haftaysa Polis Bayramı haftasıymış.

Neymiş, amatör olarak siyasetle, politikayla ilgilenirsen, bir de üstüne komplo teorileri üretirsen, işte böyle olurmuş...

Sizin de içinize dert olmuştu zaten, iyi oldu açıklığa kavuşturduğum di mi?

4 Mayıs 2011 Çarşamba

ATA101 önceleri günceleri no:1 ek:1

... Hadi dedim başka bir tuvalet daha bulayım, kocaman şatoda tek bir tuvalete muhtaç olmayayım. Başladım işaretleri takip etmeye... Kızlar tuvaleti tamam, etek giydirilmiş çöp adam figürü, ama erkekler tuvaletinin işaretinde 3 tane çöp adamın yan yana duruyor olmasını garipsedim. Ama neyse dedim, yani belki pisuvarlar ve erkekler tuvaleti konseptine bir tür taşkışla yorumu falandır:) Okları takibe devam ettim, kızlar tuvaleti koridorun sonunda belirdi, sevindim, hemen yanıbaşında Taşkışla'da keşfettiğim ikinci erkekler tuvaleti yer almalıydı çünkü. Yürümeye devam ettim, koridorun sonuna geldiğimde anladım ki kazın ayağı öyle değilmiş(kaz ne alakaysa şimdi). Yan yana dizilmiş 3 çöp adam, asansör demekmiş meğer. Tüm bulabildiğim bir kızlar tuvaleti ve yanında bir asansördü...

Bugünlük pes ediyorum yeni bir tuvalet bulma konusunda, zaten dönem de bitiyor, git evine işe değil mi?

Haydi kalın sağlıcakla... (kazın ayağından sonra iyi gitti bu)


ATA101 önceleri günceleri no:1

Şu an, her Çarşamba saat 12.30'dan 15.30'a kadar olan boş zamanımda, Taşkışla'da kantinde oturmuş zaman geçirirken bloga bir yazı yazmaya karar verdim. Yalnız yanlış yere oturmuşum sanırım herkes bana bir şeyler soruyor, maillerine bakmak isteyen, hatta CD'ye bir şeyler yazdıran biri bile oldu. Sadece Çarşambaları bulunduğum bu fakültede yalnızca bir tuvaletin(baya tuvalet olmalı burada oysa), ATA101 sınıfının ve kantinlerin yerini biliyorum. Bilgisayar laboratuvarı nerede, çevre bilimleri araştırma ofisi(böyle bir şey dedi sanırım, evet) nerde falan hiçbir fikrim yok. Her Çarşamba bloga yazmaya şimdi karar vermem de çok saçma olmuş. Zaten haftaya Çarşamba ATA finali var, sonra da dönem ve dolayısıyla Taşkışla ATA101 önceleri günceleri bitiyor. E iyi bu günce kısa ve öz olsun zaten, yazar söylemek istediklerini tek bir cilte sığdırdı.

Zaten milyonlarca blog varken, neden benimkini okuyasınız ki...

3 Mayıs 2011 Salı

Mabel Matiz @ İKSV Salon


Önce dinle, çünkü söylese o, ben söyleyemem.


Cuma akşam 21.30'da, Mabel Matiz diye bir adam, İKSV Salon'da konser verecekmiş, salı akşamı saat 23.30 gibi, ders çalışmasam da ne yapsam konulu late night show'da biletix'in websitesine bakarken gördüm. Ertesi gün, İstanbul'daki biletli etkinliklerden, arkadaşlarımın facebook iletilerinden ve Spor Toto Süper Lig'den soru çıkmadığı için pek de iyi geçmeyen sınavımdan çıktıktan sonra hemen İstinye Park'ın yolunu tuttum. Mabel Matiz diye bir adam dediğime bakmayın, severdim yani, arada dinlerdim şarkılarını güneşler battıkça. Neyse aldım hemen 2 bilet, biri Thalia'ya, biri bana. Sonra Cuma'ya kadar hep konser oldu konusu late night showların ve Perşembe günkü sınavımda da Mabel Matiz konserinden hiç soru çıkmadı ne yazık ki...


Neyse, gel zaman git zaman, Cuma geldi çattı zamanın gidip gelmesine pek gerek kalmadan. 2 gün yani sonuçta çabucak geçti, hiç yormadı, üzmedi, hemen geliverdi. Burdan Cuma'ya teşekkürlerimi sunuyorum. Dedim ya, Cuma çabuk geldi, ama öyle sessiz sedasız gelmedi, Thalia'nın parmağının yarısını götürüp de geldi. Bunun yanında dönemin son Lojik Devreler laboratuvarında dönemin en iyi tur zamanına imza attım falan da, muhtemelen o multiplexerın verileri nasıl bir ahenkle seçtiği, o decoderın ortamda çözülmedik kod bırakmaması falan sizi pek ilgilendirmiyordur, o yüzden oraları geçiyorum.


Sonuçta saat ona yirmi kala ben, Thalia ve Thalia'nın sargılı parmağı  İKSV Salon'a teşrif ettik. Ortam beklediğimizden epey farklıydı. Magic Numbers konserini izlediğim aynı salon bu sefer sanki misafir odası olarak tekrar düzenlenmişti. Yaklaşık 20 kadar masa, etrafında 4'er sandalye ve masalarda birer kandille İKSV Salon, gerçekten de baya bir salondu... Biz 2 dakika sonra masamıza oturduktan 2 dakika sonra da Mabel Matiz çıktı, sahnedeki sandalyesine oturdu. Konser şahane başladı, şahane devam etti ve şahane bitti. Adamın yaptığı her şarkı güzel, biz zaten Arafta'yı, Filler ve Çimenler'i, Söylese O Ben Söyleyemem'i falan biliyorduk, konserde ilk kez dinlediğimiz her şarkıyı da çok sevdik. Özellikle Binali'nin Yemekleri konserin doruk noktasıydı. Bir yerden buldurabilsem koyacaktım bloga ama, Mabel Matiz dediydi, albümde yok, hiçbir yerde yok, daha önce de hiç çalmadık dediydi. Ayrıca sahne üzerindeki perdeye yansıtılarak müziğe eşlik eden, şarkılarla eş zamanlı çizilen görseller de özellikle gitar sololarda konseri bambaşka boyutlara taşıdı. Mabel Matiz'in konserin sonlarına doğru, "Napalım şimdi yalandan bi içeri girip alkış falan mı bekleyelim bis için, yoksa bis için ayırdığımız parçaları çalmaya devam mı edelim?" diye sorması çok eğlenceliydi. Ki zaten bis başlı başına bambaşka bir olaydı. Çünkü bir iki güzel şarkıdan sonra sahnede birden Teoman belirdi. Sanırım Mabel Matiz'in bu konserdeki tek hatası da bu oldu. Teoman sahneye çıktı, sandalyeye oturdu, gitarını aldı kucağına ve birden Mabel Matiz gözüme Fırat gibi göründü resmen. Adamın konser boyunca oluşturduğu karizma bir anda yerle bir oldu. Aman Teomandaki nasıl bir duruştur, nasıl bir gitar tutuştur yareppim, Mabel Matiz'i resmen otoyolda dinlenmek için kenara çekmiş, çömelmiş salatalık yiyen kamyon şoförüne döndürdü. Neyse Teoman beni de Fırat'a döndürmeden devam edeyim ama gerçekten konserin festivale dönüştüğü andı Teoman'ın sahneye çıktığı an. Birlikte önce Teoman'ın bir şarkısını, sonra da Mabel Matiz'in Arafta'ını söylediler. Özellikle Arafta'ın nakarat melodisini Teoman çok beğenmiş olacak ki, şarkı bittikçe şarkıya o noktadan tekrar tekrar girip uzattı, komikti.

Çoook uzun lafın kısası, konser muhteşemdi. İKSV Salon, gerçekten müzik dinleme yeri. Çok keyifli, aklımda iz bırakan anılara dönüştürüyor konserleri ikidir, ki bu güzel bir şey...