25 Kasım 2011 Cuma

Beni yormuş.

Akbil doldurmak ilginçliğini kaybettiyse artık, İstanbul seni yormuş demektir.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Aktar

Bugün saat 5.30'daki vizeme gitmek için evden çıktım, metroya bindim. Vizem o kadar kötü geçti ki, metroyla eve dönerken aktarma yaptım. Düşün.

Savulun, öğüt vericem!

Sayın okuyucum, eğer henüz liseye falan gidiyorken düşmüşse yolun bloguma, çok şanslısın, gözlerini aç da oku.

İnsan ailesiyle en güzel zamanlarını geçirirken, salak salak liseye falan gidiyor oluyor. İnsan ailesiyle en güzel zamanlarını, hayatının en aptal olduğu döneminde geçiriyor. İşin kötüsü, o zamanların, ailesiyle geçirdiği en güzel zamanlar olduğunun pek farkında olmuyor insan.

Sayın okuyucum, eğer henüz liseye falan gidiyorken okumuşsan bu yazıyı, farkında ol he mi? Kıymetini bil. Sonra özleyeceksin. Ailenle ilgili gördüğün kötü bir rüya bile yetecek tüm gününü kötü geçirmene. Bunun farkına şimdi var, sonra ağlama diye söylüyorum. Yoksa en sonunda, ailenden ayrı düştüğünün farkına vardığında, ailen zaten senin için çok fazla şey yapmış olacak. Kıymetini bilmeden geçirdiğin yıllar içini daha çok yakacak. Daha az yaksın diye söylüyorum.

Hadi bırak zaten okulda görüştüğün arkadaşlarınla bütün akşam chatleşmeyi, kapat facebookunu, bırak bu yazıyı okumayı ya da çıkar kulaklıklarını. Çık odandan, git oturma odasına, sizinkilerle meyve yiyin, çay için, beyaz show falan izleyin ne bileyim.

Yıllar sonra bloguna böyle satırlar yazarken, klavyen ıslanmasın tuzlu tuzlu diye söylüyorum. Ağır pahalı alet, nene lazım. Hadi.

Sayın okuyucum... Hadi...

Bak çok içten söylüyorum...