14 Nisan 2012 Cumartesi

Gürültülü. Yakın.



Yok yok, değil öyle. Asıl içinde yapamadığın, edemediğin bir şey kalmışsa sevmezsin kendini, her tarafına batar hayal kırıklıkların keskin keskin.

O yüzden kalmasın içinde bir şey, yap, et, söyle, duy, sor, cevap ver... Zamanında.

Ve zaman geçen bir şey. Zaman akan bir şey. Akarsa senin içinde biriktirdiklerinle beraber, sürüklenirse akıntıyla içinde tuttukların, tekrar öyle bir yerde vurur ki karaya, hiç bulamazsın, belki de vurmaz bile. Boynunda sadece tek bir anahtar, dünyadaysa milyonlarca kilit asılıdır. İşte o zaman boynunu keser anahtarın asılı olduğu ip, mor bir halkaya dönüşür boynuna sarılmış. Sonra düğümleniverir.

Boynundan yüzüne yayılmakta olan bir morluk yoksa üstünde ve elinde bir anahtar, gördüğün her kilidi dürtüklemiyorsan eğer, hala seversin kendini, ne dersen de. Uçaktan mermiler, dev çelikten gövdelere saplanmadığı için tepende, şanslısın. Çelik bedenler yıkılmadı bedeninin üzerine. Hareket et. Edebilirsin.

Telefonun son kez çalmıyor, arayan her kimse seni son kez aramıyor, hatlar kitlenmemiş henüz, rahatla. Ama aç yine de telefonu. Zamanında...

Hiç yorum yok: